8 Aralık 2016 Perşembe

DÜNYA TÜRKLERİ KONGRESİ ÇALIŞMA GURUBU.



Şimdi facebook ta herkes vatan severlikten ülkenin olumsuzluklarından söz ediyor buraya kadar güzel fakat bir olumsuz
Tarafı var şöyleki artık şunu çok iyi görmek lazım şimdi siyaset bitmiş partiler bitmiş insanlar bun u görüp birşeyler
yapmaya çalışıyor fakat birleş meden birlikte olmadan hiçbir şey başarılamaz herkes bir lider arayışı içinde böyle bir
anlayış olamaz mutlaka vatan severlerin tek çatı altında mutlaka birleşmesi gerekiyor onu da yapacak olan lider değil
toplumdur eğer yaşadığımız olaylardan şikayetçi isek şimdide şikayetten ziyade çözüm bulmak zorundayız yani bir karar
verme aşamasındayız bunu başaramadığımız zaman sosyal medyadan yazmaya devam edeceğiz yani fiiliyata geçirmek çok önemli
şimdi herkes bir sayfa açmış mücadele veriyor fakat bu sayfalar birlikten birleşmeden hiç kimse bahsetmiyor bu da işin
diğer yanı işte  eğer çözüm arıyorsak birleşmek zorundayız size bir karaçay Atatsözü dedem den TEKSEN HİÇSİN ÇOKSAN GÜÇSÜN

7 Aralık 2016 Çarşamba

DÜNYA TÜRKLERİ KONGRESİ ÇALIŞMA GURUBU.
ATATÜRK VE TÜRK DEVRİMLERİ KİTABINDAN ALINTI
Mustafa Kemal Atatürk/Milliyetçilik
< Mustafa Kemal Atatürk sayfasına geri dön
"Ben Batı uluslarını, bütün Dünya'nın uluslarını tanırım. Fransızları tanırım, Almanları, Rusları ve bütün Dünya uluslarını şahsen tanırım. Bu tanışmam savaş alanlarında olmuştur, ateş altında olmuştur. Yemin ederim ki, bizim ulusumuzun manevi gücü, bütün ulusların manevi gücünün üstündedir."
"Bilelim ki millî benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar." (Nutuk, 15-20 Ekim 1927)
"Biz doğrudan doğruya millet severiz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur." (Nutuk, 15-20 Ekim 1927)
"Biz milliyet fikirlerini tatbikte çok gecikmiş ve çok ilgisizlik göstermiş bir milletiz. Bunun zararlarını fazla faaliyetle telafiye çalışmalıyız... Çünkü tarih, hadiseler ve müşahedeler insanlar ve milletler arasında, hep milliyetin hakim olduğunu göstermiştir."
"Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve istiklâle timsal olmuş bir milletiz."
"Bize milliyetperver derler. Fakat biz öyle milliyetperverleriz ki, bizimle teşrik-i mesai eden bütün milletlere hürmet ve riayet ederiz. Onların bütün milliyetlerin icabatını tanırız. Bizim milliyetperverliğimiz herhalde hodbinane ve mağrurane bir milliyetperverlik değildir."
"Bugünkü Türk milleti siyasi ve içtimai camiası içinde kendilerine Kürtlük fikri, Çerkezlik fikri ve hatta Lazlık fikri veya Boşnaklık fikri propaganda edilmek istenmiş vatandaş ve millettaşlarımız vardır. Fakat mazinin istibdat devirleri mahsulü olan bu yanlış adlandırmalar, birkaç düşman aleti mürteci, beyinsizden başka hiçbir millet ferdi üzerinde üzüntüden başka bir tesir yapmamıştır. Çünkü bu millet fertleri de umum Türk camiası gibi aynı müşterek maziye, tarihe, ahlaka, hukuka sahip bulunuyorlar. Bugün içimizde bulunan Hristiyan, Musevi vatandaşlar, mukadderat ve talihlerini Türk milletine vicdani arzularıyla bağladıktan sonra kendilerine yan gözle, yabancı gözüyle bakılmak, medeni Türk milletinin asil ahlakından beklenebilir mi?"
"Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı, hep aynı cevherin damarlarıdır. Bu damarlar, birbirini tanısın. Türk milletinin toplumsal düzenini bozmaya yönelik çabalar boğulmaya mahkûmdur. Türk milleti kendinin ve memleketinin yüksek menfaatleri aleyhine çalışmak isteyen bozguncu, alçak, vatansız ve milliyetsiz beyinsizlerin saçmalamalarındaki gizli ve kirli emelleri anlamayacak ve onlara hoşgörü gösterecek bir topluluk değildir."
"Dünya'nın bize hürmet göstermesini istiyorsak, ilk önce biz kendi benliğimize ve milliyetimize bu hürmeti; hissi, fikri, ve fiili olarak bütün davranış ve hareketlerimizle gösterelim; bilelim ki millî benliğini bulmayan milletler başka milletlerin avıdır. Millî mücadeleyi yapan, doğrudan doğruya milletin kendisidir; Milletin evlatlarıdır. Millî Mücadele'de şahsî hırs değil, millî izzeti nefs, gerçek saik olmuştur."
"Gerçi bize milliyetçi derler. Ama, biz öyle milliyetçileriz ki, işbirliği eden bütün milletlere hürmet ve riayet ederiz. Onların milliyetlerinin bütün icaplarını tanırız." (Nutuk, 15-20 Ekim 1927)
"Milletimiz, kuvvetli karakter, sarsılmaz sistem, ateşli milliyetçilik, iktisadî muvaffakiyetlerden doğup çoğalacak imkânlarla da kuvvetlendirilmelidir." (1924)
"Türk Birliği'nin bir gün hakikat olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile gözlerimi Dünya'ya onun rüyaları içinde kapayacağım. Türk Birliği'ne inanıyorum. Onu görüyorum. Yarının tarihi yeni fasıllarını Türk Birliği ile açacak. Dünya sükununu bu fasıllar içinde bulacaktır. Türklüğün varlığı bu köhne âleme yeni ufuklar açacak. Güneş ne demek, ufuk ne demek o zaman görülecek."
"Türk milliyetçiliği ilerleme ve genişleme yolunda ve uluslararası temas ve ilişkilerde bütün çağdaş uluslara paralel ve onlarla dengeli bir şekilde yürümekle birlikte, Türk toplumunun özel karakterlerini ve başlı başına bağımsız kimliğini saklı tutmaktır."
"Türk ve Türkçülük aleyhinde bulunanları ezeceğiz!"[1]
BeğenDaha fazla ifade göster
Yorum Yap
DÜNYA TÜRKLERİ KONGRESİ ÇALIŞMA GURUBU
TARİHLER BOYUNCA TÜRK DEVLETLERİ HEP LAİK OLARAK YÖNETİLMİŞTİR.
İslamiyet’ten önceki Türkler en büyük sosyal yapı olan devleti (il) boylar birliği anlamına gelen federasyon tarzında örgütlemişlerdi. Devletin başında Hakan bulunurdu.
Hükümdarlar çeşitli unvanlar kullanırlardı. Bunların başında; tanhu ve şan-yü unvanı gelir. Ayrıca, kağan, hakan, han, yabgu, ilteber, idikut gibi unvanlar da kullanılmıştır.
Türklerde ilk devlet teşkilatı Asya Hun devleti hükümdarı Mete tarafından kurulmuştur. Ülke yönetimi bakımından doğu-batı (sağ-sol) diye iki idari bölgeye ayrılırdı. Gök tanrı inancına göre güneşin doğduğu yer kutsal sayıldığı için yönetimde doğu batıya göre üstün kabul edilmiştir. Bu anlayıştan dolayı hakan ülkenin doğu bölümünde otururdu. Batı kanadını ise yabgu unvanıyla hükümdarın kardeşi yönetirdi. Yabgu iç işlerinde serbest, dış işlerinde doğudaki büyük hakana bağlıydı.
Hükümdarın çocukları olan ‘tiginler’ devlet idaresinde deneyim kazanmaları için ülkenin çeşitli yerlerine “Şad” unvanı ile yönetici olarak gönderilirdi. Hükümdar ailesinin en yetkili üyesi veliaht olurdu.
Hiçbir şekilde töreye aykırı davranma yetkisi olmayan hükümdarın temel görevi halkının huzur ve refahını sağlamaktı. Kurultay (Danışma Meclisi) başkanlığı ve ordu komutanlığı da hükümdarın görevleri arasındaydı.
Hun ve Göktürk hükümdarları “Otağ” adı verilen çadırlarda otururlardı. Gök tanrı inancına göre doğu kutsal sayıldığından çadırların kapıları daha çok doğuya açılırdı. Uygurlardan itibaren hükümdar sarayları yaptırıldı. Her sonbaharda halka “Şölen” denilen ziyafetler verilirdi.
Hükümdarlara Kurultayın yanı sıra “hatun” denilen hükümdar eşleri de yardımcı olurdu. Hatun gerektiğinde vekil olarak devlet başkanlığı yapar, elçileri kabul eder ve Kurultay’a katılabilirdi. Bu durum Türk toplumunda kadına verilen değeri ortaya koymaktadır.
Tanrı vergisi kabul edilen siyasi iktidar kut kavramı ile ifade edilmiş, hükümdarın şahsı ve ailesi kutlu sayılmıştır. Yani siyasi iktidar hakkı, diğer insanlar arasındaki seçilmiş hükümdara ve ailesine verilmiştir. Kut kavramı bir bakıma ilahi seçkinliğin bir ifadesidir. Kut’un kan yoluyla babadan oğula geçtiğine inanılırdı.
Hükümdarlara Tanrı tarafından verildiği düşünülen yetkinin kalıtımsal olarak oğullarına da geçtiği görüşü Türk devlet yönetiminde veraset sorununu da beraberinde getirmiş; bu durum taht kavgalarını ve parçalanmayı hızlandırmıştır. Bazen, kardeşlerin devleti parçalamadan birlikte yönettikleri de görülürdü. Örneğin, Bumin-İstemi kardeşler (I. Göktürk Devleti), Bilge-Kültigin kardeşler (II. Göktürk Devleti) gibi.
Türk Hükümdarlarının Tahta Çıkışları Dört Şekilde Görülür:
Hanedan üyeleri arasındaki siyasi ve askeri mücadeleyi kazanan hükümdar olarak tahta çıkıyordu. Türk tarihinde, tahta çıkmada en sık rastlanan usul bu idi.
İkinci bir varisin bulunmaması durumunda hükümdar soyundan birinin doğrudan tahta çıkması.
Hükümdarın tahta çıkmasındaki diğer şekil ise seçim usulü idi. Hükümdar ölünce, yüksek dereceli meclis (Kengeş, Toy, Kurultay veya Meşveret Meclisi) toplanır, Hanedan üyelerinden birini hükümdar seçerdi.
Hükümdarın tahta çıkışında uygulanan diğer bir sistem de Ekberiyet Sistemi (en yaşlı ve bilge kimsenin tahta geçmesi usulü) idi. Bu sistem uzun süre tartışılmış, sonunda XVII. Yüzyıl başında Osmanlı Devleti hükümdarı I. Ahmet (1603-1617), kardeş katili geleneğine son vererek ekber ve erşed sistemini getirmiştir. Buna göre hanedan üyeleri arasında hükümdar seçilirken bu üyelerin öncelikle büyüklüğüne (ekber), sonra da akıllı ve sağlıklı oluşuna (erşed) bakılırdı. Bu özellikleri taşıyan hanedan üyesi hükümdar olurdu.
Hükümdarın oturduğu başkente “Ordu” denirdi.
Türkler teşkilatçı bir millet olduğundan yıkılan devletin yerine hemen yenisini kurmuşlardır. Ayrıca Türkler bağımsızlıklarına çok düşkünlerdi. Bu konu Çin kaynaklarında açıkça görülmektedir.
Ülke töreye uygun olarak yönetilirdi. Töre eski Türklerde devlet ve toplum yaşamını düzenleyen, yazılı olmayan kurallardı.
Türklerde ilk devlet teşkilatını Hunlar kurmuşlardır. Devlete il, millete budun denirdi. Devlet işleri Kurultay’da görüşülürdü. Türk devletlerinde meclislere “Toy” “Kurultay” ve “Kengeş” denirdi. Mecliste ülkenin, ekonomik, siyasi, sosyal, dini ve askeri konuları görüşülürdü. Bu meclise hakana bağlı asker-sivil tüm yöneticiler boy beyleri, bağlı devletlerin temsilcileri katılırdı. Hakan meclisin başkanı idi. Meclise katılan üyelere “Toygun” denirdi. Herkesin kurultaya katılma hakkı yoktu.
Türk devletlerinde önemli kurumlardan biri de hükümet (Ayukı) idi. Hükümet hakanın emirlerin ve meclisin kararlarını uygulardı. Hükümetin başında günümüzdeki başbakan durumunda olan ‘ayguci’ bulunurdu. Hükümet üyelerine ‘buyruk’ denirdi.

6 Aralık 2016 Salı

BEŞİKTAŞ LILAR

Dünya Türkleri kongrsi Kurultay delegesi:

Değerli Beşiktaş lılar Değerli Türk milleti bir ülke itibarını şahsiyetini kay bettimi
sporda da Tokat yersiniz siyasette de dinamo kiev futbolcusu ceza sahamız için
de bizim futbolcumuza faul yapıyor bizim futbolcu kırmızı kart görüyor penaltı veriliyor aynı olayı biz yapsaydık demekki iki kişi birden atılacakmış zaten hesaplar bunun üzerine yapılmış yani Türkiye ye avrupada çok büyük tepki var
bunun neticesi spor,a da yansıyor devlet yöneticilerinin bitirimliğinin kaba dayılığın ın yüzünden hepimiz çekiyoruz işte olay ortada istediğiniz kadar kaba dayılık yapın bir şekilde fatura bize kesiliyor
DÜNYA TÜRKLERİ KONGRESİ KURULTAY DELEGESİ.



Şimdi,halk iç ve dış konular da ülkenin ne durum da olduğunu bilmiyor anlamıyor 25/11/2015 tarihinde bir rus uçağı düşürüldü
Rusyadan özür dilendi ve olay Ambargonun kalması ile sonuçlandı buraya kadar tamam,fakat Surye de ırak ta neler yaşanıyor
bunu millet bilmiyor durumumuz nedir bilmiyor Surye de Türk birliğine hava saldırısı yapıldı şehitler verdik ne oldu bilmiyoruz.Şimdi bazı askeri stratejist meslektaşlar çıkıp konu hakkında konuşuyorlar fakat millet anlamıyor bugün surye de
durum içler acısı ve fırat kalkanı operasyonu durduruldu ırak ta musul a  yapılan operasyon da yokuz pkk pyd ypg abd kuvvet
leri ile omuz omuza biz bu durumda nerdeyiz ülke ekonomik olarak duvara tosladı ekonomi felaket ve bu iş dolar avro bozdurmak
ile  olmayacağı kesin şimdi Türkiye de hem ekonomi kaos ta hem askeri kaosta millet hiçbir şeyden haberi yok kimi suryeyi
fet ettik diyor kimi musul bizim olacak diyor bunun nedeni halk a gerçek bilgi verilmeyişinden yani millet ülke gerçeklerini
bilmiyor en tehlikeli durum da milletin ülke gerçeklerini bilmeyişi ben durumun anlatılandan daha vahim olduğunu biliyorum
fakat benim bilmem hiçbir şey ifade etmez millet bilmiyor saygılar
DÜNYA TÜRKLERİ KONGRESİ KARAÇAY DELEGESİ
Toplumda siyaset bilinci.bir toplumda siyaset bilincinin temeli hür irade ve özgürlüktür Şimdi bir gelişmiş demokrasi
ile ülkemizi kıyaslayalım gelişmiş ülkelerde partiler bir siyaset aracıdır ve kendi görüş ve düşüncelerini ülke yönetimin
de kulanırlar daha önce yaşadığım ülke isveçten bir örnek vereyim,isveç te toplum siyasi partileri denetler ve kontrolü
millet tedir ve orda siyasi partilerin hata yapma aldatılma şansları yoktur orda insanlar üçüncü dünya ülkelerindeki gibi
partilere ve liderlere tapmazlar çünki o toplum bilirki o patiye görevi toplum verir ve toplum görev verdiği içinde denetler
Türkiyede ise körü körüne bir partiyi destekler liderler sanki tanrısal bir güç ve herşeyi oyapar düşüncesi hakimdir şimdiye
kadar iktidar olamamış Chp,şimdiye kadar iktidar olamamış mhp 15 yıldır iktidar olan akp bunların hepsi Toplum sayesinde
siyaset sahnesinde bulunuyorlar çünki toplum eğitimli değil toplum bilinci yerleşmemiş ve dinsen öğelerin çok kulandığı
ülkelerde toplum din yolu ile kandırılmakta Atatürk bunları 100 yıl önceden görerek laiklik ilkesini koymuştur yani din
işlerini devlet işlerinden ayırmıştır çünki ülkenin bugün lere geleceğini görmüştür yani Cumhuriyetin zarar görmemesi için
laiklik ilkesini koymuştur kaldıki şuanda demokratik laik Cumhuriyetten sapılmış dinsel öğelerin öne çıktığı Türkiye de
Atatürkçü Türkçü bir kişi olarak yaşamıma devam ediyorum ve hiçbir siyasi parti ile ilgim yok çünki toplumsal bilinci
kaybolan bir ülkede siyaset yapılamaz milliyetsiz leşen toplumlarda ilerlemede olamaz saygılar